Beycan.NET Kuran
İletişim Sitemap
SÛRELER

Fecr sûresinin meali, Arapça ve Türkçe okunuşu

Fecr, tan yerinin ağarması ve şafak manasına gelir. Fecr sûresi, Leyl sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 30 (otuz) âyettir. Bu sûrede eski kavimlere ait kıssalar hatırlatılır. İnsanoğlunun kötülüğe yönelmekte olduğu belirtilerek bunun kötü sonucu, dünya hayatından sonraki hayat ve oradaki durumlar kısaca anlatılır.
وَالْفَجْرِ ﴿١﴾
1.Vel fecri.
Fecr vaktine andolsun.
وَلَيَالٍ عَشْرٍ ﴿٢﴾
2.Ve leyâlin aşrın.
Ve on geceye.
وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ ﴿٣﴾
3.Veş şef’ı vel vetri.
Ve çift olana ve tek olana.
وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ ﴿٤﴾
4.Vel leyli izâ yesr(yesri).
Ve geçip gideceği zaman geceye (andolsun).
هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِّذِي حِجْرٍ ﴿٥﴾
5.Hel fî zâlike kasemun li zî hicr(hicrin).
Bunlarda akıl sahipleri için bir kasem yok mu?
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ ﴿٦﴾
6.E lem tera keyfe feale rabbuke bi âd(âdin).
Rabbinin Ad kavmini nasıl yaptığını görmedin mi?
إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ ﴿٧﴾
7.İreme zâtil ımâdi.
Sütunlara sahip İrem Şehri’ne.
الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِ ﴿٨﴾
8.Elletî lem yuhlak misluhâ fîl bilâd(bilâdi).
O (İrem Şehri) ki, beldeler (ülkeler) içinde onun bir eşi yaratılmadı.
وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ ﴿٩﴾
9.Ve semûdellezîne câbûs sahra bil vâdi.
Ve vadilerde kayaları oyan Semud’a (kavmine).
وَفِرْعَوْنَ ذِي الْأَوْتَادِ ﴿١٠﴾
10.Ve firavne zîl evtâdi.
Ve kazıklar sahibi firavuna (neler yaptı).
الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِ ﴿١١﴾
11.Ellezîne tagav fîl bilâd(bilâdi).
Onlar ki beldelerde (ülkelerde) azgınlık yaptılar.
فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ ﴿١٢﴾
12.Fe ekserû fîhâl fesâd(fesâde).
Böylece orada fesadı çoğalttılar.
فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ ﴿١٣﴾
13.Fe sabbe aleyhim rabbuke sevta azâb(azâbin).
Bundan dolayı Rabbin onları azap kamçısı ile kamçıladı.
إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ ﴿١٤﴾
14.İnne rabbeke le bil mirsâd(mirsâdi).
Muhakkak ki senin Rabbin elbette gözleyendir.
فَأَمَّا الْإِنسَانُ إِذَا مَا ابْتَلَاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِ ﴿١٥﴾
15.Fe emmâl insânu izâ mâbtelâhu rabbuhu fe ekramehu ve na’amehu fe yekûlu rabbî ekrameni.
Fakat insan, ne zaman Rabbi onu imtihan edip, böylece ona ikram eder ve onu ni’metlendirirse, o zaman: “Rabbim bana ikram etti.” der.
وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلَاهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَهَانَنِ ﴿١٦﴾
16.Ve emmâ izâ mâbtelâhu fe kadera aleyhi rızkahu fe yekûlu rabbî ehâneni.
Ve fakat, ne zaman onu imtihan edip, böylece onun rızkını ölçülü verirse (daraltırsa), o zaman: “Rabbim bana ihanet etti.” der.
كَلَّا بَل لَّا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ ﴿١٧﴾
17.Kellâ bel lâ tukrimûnel yetîm(yetîme).
Hayır, bilâkis siz yetime ikram etmiyorsunuz.
وَلَا تَحَاضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ ﴿١٨﴾
18.Ve lâ tehâddûne alâ taâmil miskîn(miskîni).
Ve yoksulları doyurma konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ أَكْلًا لَّمًّا ﴿١٩﴾
19.Ve te’kulûnet turâse eklen lemmen.
Ve size bırakılan mirası hırslı bir yeyişle yiyorsunuz.
وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا ﴿٢٠﴾
20.Ve tuhıbbûnel mâle hubben cemmen.
Ve malı aşırı bir sevgiyle seviyorsunuz.
كَلَّا إِذَا دُكَّتِ الْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا ﴿٢١﴾
21.Kellâ izâ dukketil ardu dekken dekkâ(dekken).
Hayır, arz, paramparça parçalanıp dağıldığı zaman.
وَجَاء رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا ﴿٢٢﴾
22.Ve câe rabbuke vel meleku saffen saffâ(saffen).
Ve Rabbin geldiği ve melekler saf saf olduğu zaman.
وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْإِنسَانُ وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى ﴿٢٣﴾
23.Ve cîe yevme izin bi cehenneme yevme izin yetezekkerul insânu ve ennâ lehuz zikrâ.
Ve o gün (izin günü) cehennem getirilmiştir. İnsan o gün (izin günü) tezekkür eder (düşünüp, hatırlar) ve bu zikrin (bu hatırlamanın) ona nasıl (faydası) olur ki?
يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي ﴿٢٤﴾
24.Yekûlu yâ leytenî kaddemtu li hayâtî.
“Keşke ben hayatım için (yaşarken güzel ameller) takdim etseydim.” der.
فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ ﴿٢٥﴾
25.Fe yevme izin lâ yuazzibu azâbehû ehadun.
Artık o izin günü, kimse O’nun (Allah’ın) azabı gibi azaplandıramaz.
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ ﴿٢٦﴾
26.Ve lâ yûsiku vesâkahû ehadun.
Ve kimse O’nun bağladığı gibi bağlayamaz.
يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ ﴿٢٧﴾
27.Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs!
ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً ﴿٢٨﴾
28.İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
فَادْخُلِي فِي عِبَادِي ﴿٢٩﴾
29.Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.
وَادْخُلِي جَنَّتِي ﴿٣٠﴾
30.Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.
< 88. Gâşiye Sûresi - 90. Beled Sûresi >